Türkiye kuşatıldığı için Kâbe kuşatıldı11 Haziran 2019

Osmanlı Devleti’ni seven bir liderin Suudi Arabistan’ı yönettiğini düşünün. Coğrafyamızdaki birçok yönetici Türkiye’yi Venezuela lideri NICOLAS MADURO kadar sev(e)miyor. Maduro; ülkemizin başında emperyal baronlara kafa tutan ve bunu milleti arkasına alarak yapan bir lider olduğunu biliyor.

Burada ölçü “Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumun yanında” şiarıyla ifade edilen “HİLFU’L-FUDÛL” anlayışıdır. Bu anlayışın esas tezahürü de “Müslümana müşfik, kâfire şedid” anlayıştır.

Türkiye içten kuşatmayı büyük ölçüde yardı, şimdi sıra dıştan kuşatmayı bertaraf etmeye geldi. Ancak “içimizdeki beyinsizler” yüzünden bazen yavaş yol alınıyor. NECİP FAZIL’ın “Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere; ayağım takılıyor yerdeki gölgelere” mısralarındaki durumu yaşıyoruz.

İstanbul seçiminde oyların çalınması sebebiyle seçimlerin yenilenmesi de içerideki ivmeyi ister istemez yavaşlatıyor. Oylar çalınmamış olsaydı çok açık görülüyor ki BİNALİ YILDIRIM kazanıyordu. EKREM İMAMOĞLU da ciddi bir oy almıştı; ancak bu oylar onun kazanmasına yetmiyordu. Hem “demokrasi” dediler, hem de yönetime “çalarak” geçmeye çalıştılar. “Çalmak” sözü çok itici zaten! 

28 Şubat’ın medya yüzü UĞUR DÜNDAR bile kendi taraftarlarından tehdit alıp moderatör olmaktan vazgeçiyorsa karşı cenahın geçirdiği “cinnet” halinin geldiği noktayı siz düşünün!

“İç kuşatma” büyük oranda bertaraf edildi, demiştik.

Güney Amerika’daki adam Erdoğan’ı seviyor; ama komşu ülkenin yöneticisi sevmeyebiliyor. Çünkü “sevmeyeceksin” talimatı ile iktidara cebren geliyorlar!

Biz Mısır’da seçimle işbaşına gelen MURSİ’yi sevdik. Oysa kendisiyle iki çift laf etmiş değiliz. Ülkemizde mitingler yapmış da değil; ama sevdik. Niye? Çünkü karşı kıyıdaki halkın gerçek lideriydi. Zulme başkaldıran yapısı vardı. Şimdi zindanda, inşallah hak yerini bulur ve yeniden Mısır’a yönetici olur. Bunun için “onurlu tavır” koyan yegâne ülke yine Türkiye oldu.

Arabistan’ı Araplar yönetmiyor, Mısır’ı halkın seçtikleri yönetmiyor, Suriye’yi azınlık grup yönetiyor; Libya, Irak hâlâ kaosta!

Arabistan’ı Araplar yönetseydi bugün Kabe’nin tepesinde ZEMZEM TOWER denen “uyduruk tanrı” olmazdı. Kâbe’nin içindeki putlar 14 asır sonra dibine taşındı. Üstelik Kur’an-ı Kerim gibi dünyanın gelmiş, geçmiş ve gelecek en önemli kitabı Allah’ın izni ve takdiriyle Arap Dili ile inmişken “Tower” gibi esasen düşmanlarımıza ait dilin kelimelerini kullanmak en hafif tabiriyle “satılık” yazısının kayda düşmüş hâlidir. Yabancı istilasından her yönümüzle biz de kurtulmak durumundayız. Ankara’daki eğlence merkezi ANKAPARK’ın ismi bile “WONDERLAND” ve her gün önünden geçerken o tabelayı görüp üzülüyorum. Ne işi var o ismin ülkemin parkında!

“MEDİNE’ye hizmetlerinden dolayı SULTAN ABDÜLHAMİT HAN’ı saygı ve rahmetle anıyorum” diyen bir Arabistan Kralı sizce Türkiye halkının gönlünde “değeri olan” bir yönetici olmaz mıydı?

“İçimizden yöneticiler” olsaydı sizce Türkiye, Arabistan, Mısır sırt sırta veremez miydi? Bu birliktelik dünyaya “adil düzeni” getirecek çapa sahip; ama aramıza giriyorlar. Halledilmesi gereken ana mevzu budur!

Araplar, Kürtler, Türkler ve birçok kavim “öz be öz” kardeştirler! Kur’an-ı Kerim gibi ortak yazılı kitabımız var. Komşuluk hakkı var. Hepimiz yüzyıllar boyunca yerli ve milli yöneticiler tarafından ortak olarak idare edildik. HZ. MUHAMMED (s.a.v)’i sevmeyen Türk’ün Türklüğü, Arap’ın Araplığı, Kürt’ün Kürtlüğü hükümsüzdür. O artık başka şeydir!

Bunca “ortak” özelliğin olacak ama ticaretinin yarısından fazlasını sana düşman olanlarla yapacaksın. Bu zilleti kıracak irade Türkiye’de çoktan filizlendi. Bugün İslam Dünyası’nın en büyük sorunu; yöneticilerinin Erdoğan kalibresinde olamayışıdır.

Yüzlerce kez girişim yapmalarına rağmen, onlarca kez “topyekûn” gelmelerine rağmen, bir defa tanklar ve savaş helikopterleriyle onu öldürmek için peşine düşmelerine rağmen, makam odasının 100 metre ilerisine bomba atmalarına rağmen “deviremedikleri tek Müslüman lider” Recep Tayyip Erdoğan oldu.

İşte biz Erdoğan’a bu sebeple “dünya lideri” diyoruz. Bunun adı yandaşlık değil; bunun adı Filistin’de, Türkistan’da, Afrika’da masum çocukların kanları toprağa akmasın diye çıkılan kutlu yolun yoldaşlığıdır. Bunun siyasetle, makamla, para ve pulla hiçbir alakası yoktur. “Makam, şöhret ve para” yine Allah’ın imtihanıdır. Allah; kendi yolunda kullanılmayan makamları, hakkın düşmanı olup da gelecek bir şöhreti, kendi yoluna harcanmayıp zevk yoluna döşenecek parayı nasip etmesin!