BÜYÜ BOZULDU!04 Haziran 2019

Tam da 27 Mayıs darbesinin yıldönümüne gelen günlerde ülke gündeminde olan konular oldukça anlamlı.
İstanbul seçimleri, S 400,Ekonomik kuşatma, yaptırım tehditleri, Akdeniz havzasındaki gerilim, FETÖ ve PKK’nın puslu ortamda rol kapma telaşları ve CHP, HDP ve dahi Saadet ve İP.
Bu maddelere başka başlıklar da eklenebilir ama işin özüne bakıldığında birbiriyle bağımsız ve ilgisiz görünen tüm konuların aslında aynı sorunun değişik uçları olduğu gerçeğini gölgeleyemez.
İçinde bu başlıkları kullanarak kuracağınız her cümle Türkiye’nin sıkıntılarının özetidir.
İçeriden ve dışarıdan adım adım ilerleyen bir kuşatmanın içindeyiz.
Karamsarlık pompalamak için söylemiyorum bunları.
Tam aksine oynanan oyunu gördüğümüzü bilmeleri için altını çiziyorum.

27 Mayıs’la, 15 Temmuz arasına sayısız defalar milletin iradesine el koyma vesayeti güçlendirme girişimlerinin hikayesi de bu gün yaşadığımız sıkıntıların kan kardeşi.
Televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada gördüğümüz, dinlediğimiz ve okuduğumuz haberler hep aynı tehlikeye işaret ediyor.
BEKA sorunu ete kemiğe bürünüp milletin üstüne, tıpkı darbeler gibi, tıpkı 15 Temmuz gibi inmek üzere fırsat kolluyor.
İrrasyonel bulunan analizler taş gibi gerçeğe dönüşerek okyanus ötesinden sınırlarımızın dibine dayandı.
Coni’ nin kan ve ölüm saçan ağız kokusunu duyacak kadar yaklaştı tehlike.
Siz hala siyaset sahnesine küresel paraşütle indirilen İmamoğlu için:” Türkiye özlediği siyasetçi profiline kavuştu” masallarına inana durun.
Ama gerçek çok farklı.
Ne millet İmamoğlu’nu özledi. Ne de İmamoğlu milli bir profil.
Tekrarlanacak seçimler üstüne kopartılan fırtınada, ülkeye estirilen tehdit dozunda el sallamaların, “not ediyoruz” çiğliklerinin, eski yeni Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların Türkiye’ye saldırmalarının sebebini herkes sorgulamalı.
Gaflet köprüsünü geçeli çok oldu.
Dalalet hırkasını giyenlerin sayısı tahmin bile edilemiyor.
Ve daha acısı “İhanet” kontrol edilemeyen bir virüs gibi BEKA mızı kuşattı.
İşte bu tabloyu gördüğünüz zaman olayları vatan, millet ve devlet Bekası süzgecinden geçirmeden izliyorsanız İhanet atının terkisine binmişsiniz demektir.
Holywodd’ un pahalı senaryolarını hayata geçiren küresel kirli güçler, çekim mekanı olarak İstanbul’u seçmiş.
Bu filmin hiçbir yerinde millet yok.
Aksine vesayet imparatorluğunun sürümü güncellenmiş altın hamlesi var.
Yani millete karşı, milletin kazanımlarına düşmanlar.
Her sahnesi titiz bir çalışmanın ürünü olan bu projenin başrol oyuncuları da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı.
Filmde esas oğlan İmamoğlu.
Altında geniş bir figürasyon kadrosu da var.
Ama arkasındaki güçlü destek, yapılan yatırımlar, İmamoğlu’ nun sadece İstanbul için değil, yeni projelerde de başrol teklif edilecek profilde bir oyuncu olduğunun işareti.
Arkasında güçlü bir destek olduğundan bahsetmiştik.
Hani derler ya yok, yok…
Simgeler,parolalar,sloganlar eşliğinde gerçek niyet gizleniyor.
İçinden kadife kanatlı rengarenk bir kelebeğin çıkacağını zannettiğiniz kozada ormanı yok etmek için gün sayan çam kese böceği var.
İşte eğer başarılı olurlarsa “her şey çok güzel olacak” sloganıyla örülen koza çatlayınca FETÖ’ nün hırkasını giymiş, PKK’ nın diliyle konuşan, Amerikan emperyalizmine hizmet edecek, milletin kazanımlarını tek tek geri alacak bir projenin ete kemiğe büründüğüne şahit olacağız.
Bu öngörüleri abartılı bulabilirsiniz.
Ama 23 Haziran’ da kozayı çatlatmayı başarırlarsa geriye dönüşün olmadığını da unutmayalım.
Projenin bileşenlerini alt alta yazıp listelediğiniz zaman bu karamsar tablonun hiç de hayali olmadığını anlayabilirsiniz.
Ülkenin geçmişte ve bu gün yaşadığı sıkıntıları yaşatan tüm aktörlerin bu filmin başarısına odaklandıklarını görünce, bu filmi tesadüfi bir senaryonun hayata geçirilme çabası olarak değerlendirmek mümkün değil.
Üstelik bu filmi vizyona sokmak için ilk hamlede, 31 Mart’ta izlenen yol haritasını düşündüğünüz zaman “Ülke için acı sonuçları olacak her çirkinliğin” fütursuzca kullanıldığına şahit oluyoruz.
Kuru soğan, tuzu kuru galata bankerleri, patates, patates suratlı medya şarlatanları, sivri biber, sivri dilli sanatçımsılar, patlıcan, patlıcan karası gibi eline terör kiri sinmiş FETÖ ve PKK, dolar, doları silah gibi kullanan işbirlikçiler.
Ezoterik sembollerle, amblemlerle, yazılarla, dövizlerle, makalelerle, üniformalarla, odalarla, müzikle, şiirle, videoyla, meşaleyle, tencere tavayla, tribünlerden çınlayan küfürlerle, sahte gülümsemelerle, samimiyetsiz sevecenliklerle, mütedeyyin maskelerle ve mütedeyyin görünümlü figüranlarla, Kandil’in kan ve ölüm kokusuyla, Pensilvanya’ nın sümüklüleriyle geliyorlar üstümüze.
Sahte renklerle boyalı, yalan görüntülerle bezeli, bizden gibi ses tonuyla, gönlümüze dokunan söylemlerle, algı çemberini eğip büküp kendi formatlarına göre dayatıyorlar bize.
CHP uygulayıcı yapımcı olarak ön planda görünse de, uluslararası projenin güçlü destekçilerinden biri de HDP. Her ne kadar filmin künyesinde adı geçmese de figürasyon hizmetlerinde ve filmin medya tanıtımında oldukça etkili bir role sahip.

Ancak 2014 te vizyona sokulan ve başarısız gişesiyle hayal kırıklığı yaratan “Çatıdan düşen adam Ekmeleddin” filminin hüsranından sonra 2. Bir başarısızlığa tahammülleri yok.
Bu nedenle proje çok başlı ve çok bileşenden oluşturulmuş.
Özellikle milliyetçi hedef kitlenin duygularını okşamak için senaryoda belirgin katkılarıyla ön plana çıkan Meral Akşener’in senaryoda katkısı büyük.
Projede hiçbir şey şansa bırakılmamış.
Geçmişinde Sivas’ta sergilediği korku ve gerilim filmlerinde örneklerini gördüğümüz etkileyici performansıyla dikkat çeken Temel Karamollaoğlu ve ekibi de unutulmamış. İngiliz ekolünden gelen tecrübelerini Anadolu coğrafyasıyla harmanlayarak acı ve gözyaşıyla hatırlanan icraatlarına CV sinde altı çizilerek dikkat çekilmiş.
Bu kadar geniş kadroyla, bu kadar ulusal ve uluslararası destekle 23 Haziran’da vizyona sokulmaya çalışılan “Her şey güzel olacak” filminin başarısı için her türlü film hilesine başvurulmasını da, senaryo gereği diyerek mazur göstermeye çalışıyorlar.
Senaryonun sıkıntısı da burada zaten.
Zira başrol oyuncusunun inandırıcılık konusunda defolarının ortaya çıkmaması için senaryo üzerinde ha bire güncel değiştirmelere gidiyorlar.
Projenin ilk aşamasından beri ön planda olup İmamoğlu’ na sufle veren Canan Kaftancıoğlu geri plana çekilmiş. Etkisi hala güçlü ama ön planda görünmesi yasaklanmış.
Senaryonun etkisini arttırmak için el birliğiyle gündeme sokulan haberlerin de başarının anahtarı olacağı hesaplanıyor.
Meral mesela.
Projeyle alakası olmayan bir mevzuda ülke gerçeklerini ”es” geçerek mevzuyu S 400 lere dayandırıp “ Aldığımız duyumlara göre S 400 ler sarayı korumak için alınacakmış” demeçlerini de seyircinin dikkatini dağıtıp filme olan ilgiyi arttırmak için söylenmiş “bilinçli saçmalıklar” olarak değerlendiriliyor.
Projenin diğer bileşenlerinin de çıkışları tıpkı Meral örneğinde olduğu gibi “çapsızlık ve algıya yönelik” olduğu için dikkat çekmeye devam ediyor.
Projenin zayıf halkası olarak değerlendirilen Saadet partisinin, film vizyona girip başarı yakalarsa gişe hasılatından pay kapma endişesiyle, kendilerini hatırlatma girişimlerinin dozu biraz kaçmış gibi.
80 inine merdiven dayamış saadet partili Hasan Damar’ ın yine proje kapsamında “ İstanbul’ da AK Partiye kaybettiren biziz ve yine kaybettireceğiz” açıklamaları filmin kadrosundaki zafiyetlerin su yüzüne çıkması olarak değerlendiriliyor.

Hele hele yüzde1.21 lik zayıf senaryo paylarıyla kendilerini parlatmak adına yaptıkları bu çıkış da pek kabul göreceğe benzemiyor.
Ama sözlerinin sonunda “Saadet anahtardır, anahtar” sözüyle,” İngiliz anahtarı” metaforuna atıf yapması da dikkatlerden kaçmadı.
Daha önceki CV si kan, şiddet, ölüm, korku ve gerilim filmleriyle dolu olan HDP’ nin de zorlama efektlerle alışık olmadığı değerlerle buluşturulup seyirciyi etkileme girişimlerinin de nasıl sonuç vereceği kestirilemiyor.
Güney doğuda kan ve gözyaşı dolu sahnelerin senaryosunu yazıp oynayan ve hafızalarda adı hep ölümle anılan HDP’ nin “Her şey güzel olacak” başlığıyla uyuşması teknik olarak mümkün olmadığı için zorlama sahnelerle seyirciye farklı bir yüzle sunulması da filmin başarı şansını düşüren etkenler arasında.
HDP’ nin reklam yüzü Demirtaş bu filmde biçilen rolün hakkını vermek için olağanüstü bir çaba harcasa da özellikle 6-7 Ekim’de başrolünde bulunduğu projede insanlara yaşattığı acı, ölüm, gözyaşı ve kötü intibayı yıkmak mümkün görünmüyor gibi.
Her şeye rağmen, merkezi İstanbul olan bir projede HDP’ nin taşeronluk hizmeti vermesi sebebiyle projenin olmazsa olmaz konumunda bir figüranı.
“Her şey güzel olacak” filminin defosu sadece yapımcı, senarist ve sponsorlarında değil.
Filme adını veren slogan da oldukça sıkıntılı.
Cem Yılmaz 1999 yılında seyirciyle buluşturduğu filminin adının yıllar sonra FETÖ nün sloganı olacağını hesap edememiştir.
17-25 Aralık kumpasından sonra FETÖ cülerin sahiplendiği ve 15 Temmuz darbe girişimine kadar örgüt üyelerine umut aşılamak için kullandığı “Her şey güzel olacak” sözünün terör örgütüne ne kadar uğurlu geldiği malum.
“our boys” ekibinin sahiplerine yaşatacağı ilk hüsran olmayacak bu.
Eski Türkiye’ nin geçmişi kaos ve algıyla dolu kirli ekibinin patronlarına yaşattığı hezimetler serisine bir yenisi daha eklenecek 23 Haziran’ da.
FETÖ’ ye milletin attığı tokat ve 15 Temmuz’ dan sonra yurt içinde ve yurt dışında yapılan mücadele göz önüne alındığında İmamoğlu projesinin de hayal kırıklığıyla neticeleceğini söyleyebiliriz.
Yani zehirli FETÖ çiçeğine dökeceğiniz tas tas su ile ne onu tekrar yeşertmeyi ne de tek 1 çiçek bile açmasını başarabileceğinizi düşünmeyin.
Amerikan destekli projelerin nasıl başarısızlıkla sonuçlandığını daha önceki örneklerinden hatırlamak lazım.
Allanıp, pullanıp hiç hak etmediği bir destekle millete dayatılan bu film projesinin de sonunun “Çatıdan düşen adam Ekmeleddin” gibi olacağını şimdiden söylemek mümkün.
Dediğimiz gibi milletin gözünün içine baka baka çevrilen bir filmden söz ediyoruz.
Amerikan film, dizi ve medyasının devletin bekasına, milletin kültürel değerlerine ve aile yapısına vurduğu darbeyi hatırlayarak tartıp biçin yaşananları.
Başrol oyunculuk payesini İmamoğlu’na veren küresel planın kirli aktörlerinin son hamlelerini de bu çerçevede değerlendirin.
Türkiye’ nin dibinde binlerce tır silah ve mühimmatla teçhiz edilen PKK/YPG li teröristler de kaos ve terör sahnelerinde görev almak üzere hazır kıta olarak bekletiliyor.
Şimdi İstanbul’da çevrilen film fırıldakla PKK/YPG ne alaka demeyin.
Bir adım öteye daha gidelim.
Dedeağaç sınırında konuşlandırılan 700 araç, konteyner ve ekipman ile 2 bin asker de küresel senaryonun bir parçası.
Dahası da var
Doğu Akdeniz’de kurulan kirli ittifakların da İstanbul’da çevrilecek filmle direkt ilgili.
Yani Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum kesimi, İngiltere, Fransa, İsrail,BAE,Mısır, İtalya ve Avrupa Birliği...
Bu ülkeler de “Her şey güzel olacak” filminin uluslar arası paydaşları.
Onlar da projenin her detayını titizlikle uyguluyorlar.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının YSK’ nın seçimleri iptal ettikten sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ ne yaptığı ziyareti de masumane bir seyahat olarak görmeyin.
23 Haziran’ daki filmin lansman çalışmaları kapsamında yapılmış bir planlama.
Projeye gösterilen bu ilgiyi iyi niyetle okumak mümkün mü sizce?
Her filmin verdiği bir mesaj vardır.
Her film seyirciye bir resim sunar.
Üstelik bu kadar büyük katılımlı bir projenin basit hedefler peşinde koşmak amaçlı olmadığını da fark edin.
Sorun sorgulayın, bakın büyük resme ve küçük bir çocuğu kandırmak için uzatılan şeker misali “ her şey güzel olacak” sözünün sahte büyüsüne kapılmayın.
Bu kadar ısrarlı bir projenin hedefinde kim var acaba?
Sadece filmin başarısına odaklı değil bu proje.
Aksine kendi çıkarlarına düşman ve engel olarak gördükleri bir ismi Erdoğan’ı zayıflatma, yıkma ve etkisizleştirme hedefinin önemli bir adımı.
İstanbul metaforuyla milletin yürüyüşüne çelme takmak amaçları.
Allah korusun bir kez düşersek yere, bir daha ayağa kalkmamız çok zor olur.
Hiç lafı dolaştırmadan söyleyelim.
Bu filmin hedefi Erdoğan’a darbe vurmaktır.
Erdoğan yıkılırsa, millet yıkılır…
Erdoğan’ın sesi kısılırsa mazlumların çığlığı boşa düşer.
Erdoğan güçsüzleşirse küresel kirli güçler için “her şey çok güzel” olur.
Bu bilinçle, bu anlayışla, bu kararlılıkla 23 Haziran’ da vizyona sokulmak istenen filme vize vermeyelim.
Tıpkı 15 Temmuz’ da en güçlü oldukları ve başarısızlık gibi bir ihtimali düşünmedikleri bir gecede nasıl kırdıysak kirli ellerini, 23 Haziran’da da aynı cevabı sandıkta verelim.
Bize dayatılan filmin figüranı olmak için değil, kazanacağımız zaferin kahramanı olmak için herkes sandık başına…