31 MART SEÇİMİ MİLLETİN BEKA MÜCADELESİDİR30 Ocak 2019

Zaman su gibi akıp geçiyor. 30 Mart 2014 Yerel seçimlerinin üzerinden 5 koca yıl geçmiş. Bu süre içinde çok şey yaşayıp pek çok tecrübeye sahip olduk milletçe. Ama bu süreç içinde hiç değişmeyen olguların da ülkenin ve milletin yakasını bırakmaması hepimizin kaderi.
Genel seçimle, Yerel seçimler arasında aslında çok büyük fark yok. Biri Ülkeyi, diğeri ise yaşadığımız kenti kimin yöneteceğini belirler. Özellikle MHP lideri Bahçeli’ nin 31 Mart seçimlerine yüklediği “Beka seçimi” sözü, son derece yerinde ve anlamlı bir tanımlama.
30 Mart 2014 ve 31 Mart 2019 Yerel seçimleri arasındaki benzerliği irdelediğiniz zaman aslında Bahçeli’nin ne kadar yerinde bir tespit yaptığı daha iyi anlaşılıyor.
Gelin bir hatırlayalım o günleri. 5 yıl öncesinin Türkiye’sinin seçim gündemimde ne varmış ya da bir başka deyimle bu gün yürütülen kampanyalarla 2014 te yürütülen seçim stratejilerinin benzerlikleri neler?
Arama motorlarından yapacağınız küçük bir araştırmayla 5 yıl öncesi ana muhalefetin seçim stratejisinin aynı çapsızlıkla, aynı gayrı milli duruşla ve aynı nefret sözleriyle yürütüldüğünü görmek iç karartıcı.
Erdoğan nefreti üzerine inşa edilen seçim stratejisi, 5 yılda hiçbir değişikliğe uğramadan yeni sürümüyle servis edilmiş. Servis diyoruz zira bu stratejiyi belirleyen güçlerin arasında CHP yönetiminin payı, kulağına fısıldanan metnin suflesini yapmaktan öte gitmiyor.
Tıpkı 5 yıl öncesinde olduğu gibi FETÖ’ nin kirli elinin izleri bu seçimde de açık seçik belli.
Gezi ile başlayıp 17-25 Aralık’la devam eden ve daha FETÖ’ nün CHP eliyle yürüttüğü algı operasyonunun üstünden 3 ay geçmeden gidilmişti seçime.
Seçim vaatleri yoktu muhalefetin. Erdoğan nefreti vardı sadece...
Millete hizmet için projeleri, kentleri kalkındırmak için planları da yoktu…
Tıpkı bu gün olduğu gibi…
Ne vardı peki?
Erdoğan’ı itibarsızlaştırmak ve yerel seçimlerde AK Partinin oy kaybetmesi üzerine kurgulanan kirli bir senaryo...
O gün FETÖ’ nün gücüne inanıp ağzından çıkanı vicdanının duymadığı, eleştiri özgürlüğü maskesiyle alenen küfür ve hakaretlere teslim olmuş kukla bir siyasetçinin söylediklerini hala unutmak mümkün değil.
Üstelik sıradan bir politikacı değildi bu şahsiyet. CHP’ nin Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Umut Oran’dı.
Hani 17- 25 Aralık öncesinde, 37 yıl sonra bir CHP’ li Genel Başkana Amerika ziyareti yaptırıp, kapalı kapılar ardında en azılı FETÖ kuruluşları ve yetkilileriyle saatlerce baş başa görüşmeleri ayarlayan organizasyonun baş aktörlerinden…
Erdoğan bitti artık… Kılıçdaroğlu ve CHP’ nin dönemi başlıyor masalına inandırılan ekibin önemli üyesi…
:“Erdoğan 30 Mart’ ta o koltuğunda oturamayacak, O’nun artık diktatörlüğü yıkılmış olacak. Bu hafta yeni gelişmeler olacak. Erdoğan’ın korktuğu başına gelecek. Belki de 30 Mart’ ı bile görmeden siyasetten çekilebilir” diyecekti Umut Oran gazetelere verdiği beyanatta.
Yerel seçimlerle ilgili tek bir cümle sarf etmeden, Erdoğan’ın yıkılması üzerine kurgulanan bir senaryodaki görevini, nefret cümleleriyle uygulayan kirli figüran…
Ülkeyi yönetmeye talip olan ana muhalefet partisinin 2. adamının söylediği bu alçakça sözler gelişi güzel seçilip, ağzından yanlışlıkla kaçmış gaflar değildi.
Hukuk diliyle taammüden sarf edilmişti bu sözler.
FETÖ’ den aferin alıp kendisine vaat edilen makamın ya da ödülün şehvetiyle hayal dünyasında kaybolan bu kirli siyasetçinin sözleri bununla da kalmıyordu.
“Tarihte diktatörlerin yarattığı otoriter, baskıcı rejimlerin sonucunun hüsran olduğunu söyleyerek, Libya’da Kaddafi’ nin Mısır’ da Mübarek’ in devrilmesini örnek gösterip, 30 Mart’ ta o koltuğunda oturamayacak, O’nun diktatörlüğü yıkılacak” diyordu kirli figüran. Ve esas niyetini de en sona saklıyordu.
GEZİ provokatörü Mehmet Ali Alabora’ nın “ Mesele sadece GEZİ Parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı? Sözüyle birebir aynı anlama gelen bir benzetmeyle:” Bu muhtemelen Türkiye’nin erken genel seçime gideceğini ortaya koyuyor” cümlesiyle bitiriyordu kirli kehanetlerini…
Umut Oran siyaset sahnesinde verilen görevi yerine getiremediği için silinip gitse de, 5 sene sonra bu gün CHP’ nin adları farklı, niyetleri ve Erdoğan nefreti değişmeyen siyasetçilerinin aynı gayrı milli planın figüranları olarak aynı senaryoları dillendirmesi tesadüf olmasa gerek.
Hakaret, nefret ve küfür dili CHP’ nin alameti farikası oldu adeta. Umut Oran’ın hakaretlerinden 3 yıl sonra CHP’ nin bir başka 2. adamı yine Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Bülent Tezcan’ın sarf ettiği: “Recep Tayyip Erdoğan faşist diktatördür” sözüne hak ettikleri cevabı yine millet vermişti sandıkta. Ama her yenilgi CHP’nin çirkin ve utanılacak yüzünü daha da çirkinleştirip daha da şirretleştiriyordu. Özgür Özel, Okan Gaytancıoğlu, Eren Erdem ve daha adını sayamadığımız pek çok CHP’ linin küfür ve hakaret diline teslim olmasını vicdan sahibi kimse onaylayamaz.
Yerel seçimlerde AK Parti’nin oylarının azalması ve başta Ankara ve İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin ele geçirilmesi üzerine kurgulanan planının asıl amacı yerel seçimler üzerinden Başkanlık sisteminin ve Erdoğan’ın sorgulanmasını sağlayıp, erken bir genel seçim hevesi.
CHP’nin İP’ in, Saadet’ in bayram çocukları gibi sevinçle yürüttükleri bu kirli planın gerçekleşip gerçekleş(e)meyeceği değil mevzu.
FETÖ’ nün kirli planlarına alet olmanın ayıbını taşımamaları sıkıntı.
5 yıl önce de taşımıyorlardı, bu gün de taşımıyorlar.
5 yıl önce de Erdoğan nefreti üzerinden siyaset yürütüyorlardı,
Bu gün de Erdoğan nefreti üzerinden yürütüyorlar kampanyalarını.
Tabii bu arada Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri ayrı bir yazının konusu.
Ancak FETÖ’ nün kirli gücüne inanıp hala çizilen bir senaryo dahilinde çapsızlıklarını milletin önünde sergilemekte utanmayanların sayısının fazlalığı sizi ümitsizliğe kaptırmasın.
Tıpkı FETÖ cü emniyet mensuplarının Sı-Fır yazılı tişörtlerle yaptıkları ucuz şovlara destek olup aynı tişörtle kameralara poz veren GEZİ sevici Mahmut Tanal da adını çirkeflik defterine yazdırmaktan utanmayanlardan.
Bu arada milletin demokrasi adına, devletin beka sorunu adına, birlik ve kardeşlik adına verdiği mesajı da hatırlamak lazım.
30 Mart 2014 te, Erdoğan’ın liderliğinde AK Parti, % 45.6 lık tarihi bir oyla kazanmıştı seçimleri. Tabii bu arada 30 Mart 2014 Pazar günü 47 milyon seçmenin, örneğine Batı demokrasilerinde bile rastlanmayacak bir oranla % 90 rekor katılımla seçimi gerçekleştirmesi gurur verici bir not olarak düşüldü demokrasi tarihimize.
5 ay sonra da % 51. 79 oyla Recep Tayyip Erdoğan’ ın Türkiye Cumhuriyetinin 12.Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi milletin kendini bilmezlere verdiği en büyük demokrasi dersiydi.
2014 te de oylar çalınacak yalanları servis ediliyordu her gün…
Sahte seçmen listeleri hazırlanıyor, AK Parti seçimlere hile karıştıracak söylemleri, seçim vaatlerinin önüne geçmişti…
Mezarlıklar da bile seçmen yazılmış yalanı bilerek ve kasıtlı olarak haber bültenlerine malzeme ediliyordu…
Suriye’ li sığınmacılarla ilgili yalan ve nefret suçu içeren haberlerde de 5 yıl öncesi ve sonrasında fark yok.
Medyanın lojistik desteği dün de bu gün de aynı…
5 yıl sonra aynı haberlerin, aynı üslupla ve aynı medya organları tarafından tekrar edilmesi, Bahçeli’ nin 31 Mart 2019 seçimlerine yüklediği “beka seçimi” tanımlamasına anlam kazandırıyor.
CHP’ nin ontolojik savrulması, siyaset üretememesi, Erdoğan nefreti, AK Parti düşmanlığı ve FETÖ seviciliği bu seçimlere” beka seçimi” demek için aklımıza gelen ilk sebepler.
15 Temmuz darbe girişimi öncesinde “ Ben Başbakan olacağım” müjdesini güle oynaya defalarca anlamsızca tekrarlayan ve her cümlesine mutlaka “Yurtta sulh cihanda sulh” sözünü eklemeyi ihmal etmeyen Akşener faktörünü de unutmayalım.
31 Mart seçimlerinde CHP, İP ve HDP nin kurduğu gayrı resmi ittifak saklanıp gizlenmeyecek kadar ayan beyan belli. Etkisiz eleman olsa da Erbakan’ın mirası üzerine çöreklenip utanıp sıkılmadan bu ittifaka kenardan eklemlenmeye çalışan Saadet Partisi ve Karamollaoğlu gerçeğini de hesaba katarsanız “Beka” kelimesine çok daha fazla anlam yüklemek gerekir.
15 Temmuz ve sonrasındaki ortaya çıkan reel gerçeklere gözlerini kapayıp, FETÖ tehlikesini görmezden gelen, Amerika’ nın Erdoğan’ı devirmek için kirli planlarını sınırlarımızın içinde ve dışında adım adım hayata geçirmesini alçakça alkışlayan, Venezüella’daki anti demokratik, ahlaksız ve faşist baskılara tepki göstermeyip bu planların Türkiye’ de de uygulanmasını isteyecek kadar şeref yoksunu bir kitlenin yerel seçimler üzerine bu kadar yoğunlaşması boşuna değil.
Milli değiller. Millet de dertleri değil.
Ruhunu şeytana, devletini, ırzını, namusunu Amerika’ ya satan şerefsizler topluluğu FETÖ’ nün GEZİ’ de 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuzdaki rolünü göre göre, yaşaya yaşaya, FETÖ ye adalet isteyip yollara dökülecek kadar şuursuz…
Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı operasyonuna “işgal” diyecek kadar vicdan yoksunu…
Darbelerle yönetimi ele geçirme hevesinden zerre utanç duymayacak kadar faşist …
Türkiye’ye Başkan değil, Amerika’ nın atadığı Vali rütbesine razı olmayı bile kabul edebilecek kadar kansız bir anlayış…
İşte bu yüzden beka mücadelesinde herkes yerini iyi seçmeli.
Evet 31 Mart 2019 seçimleri devletimizi için, birlik ve beraberliğimiz için çok anlam taşıyor.
15 Temmuz’ da canla, kanla yazdığımız destanı itibarsızlaştırıp, Amerika’ nın FETÖ ve PKK eliyle illegal, CHP, İP, HDP ve Saadet eliyle de legal bir şekilde sürdürdüğü savaşı görmemiz lazım.
İşte bu savaşın en önemli cephelerinden biri 31 Mart yerel seçimleri.
Demokrasiyle, milletin gönlünü kazanarak…
Şehirleri güzelleştirmek için projelerle vitrinini süsleyen…
Demokrasi şenliği içinde seçim kampanyalarını yürüten…
Böyle bir muhalefet portresi yok karşısında milletin.
Belediyeye başkan değil, İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliğine ballı maaşlar ve ayrıcalıklar elde etmek için üye seçercesine bir çapsızlıkla yürütüyorlar kampanyalarını.
Milleti kandırmak için vitrin süsü olsun diye muhafazakar kökenli adaylarla sahte samimiyet gösterilerine karnımız tok…
Ankara’da 2014 te Mansur Yavaş, Hatay’da Lütfü Savaş vardı, 2019 da yine varlar…
2002 yılından beri iktidar yüzü göremeyen bir partinin kendi ilkelerini benimsemiş adaylar yerine, milleti kandırmak için sahaya sürdükleri adaylara ne demeli bilmem…
Erdoğan gibi sahici olmadıkları için…
Milletin nabzını tutmak yerine FETÖ ile el ele yürümeyi seçtikleri için…
PKK’nın, PYD ve YPG’ nin Ülkemizin temeline dinamit koyma çabalarını yok saydıkları için…
Ülkeye hizmet etmek değil, milletin kazanımlarını geri almak istedikleri için…
Gayrı milli odakların, gayrı milli projelerine taşeronluk yaptıkları için başaramayacaklar…
Geçmişin hastalıklı mirasını reddedip kendileriyle, kendi gerçekleriyle yüzleşecek cesaretleri yok…
2014 te ve ondan daha önceki seçimlerde de durum aynıydı.
Baykal’ın “Anadolu solu” söylemleriyle millete iftiharla sunduğu İlahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk’ün CHP milletvekilliğine seçilmesi de bu günkü Mansur Yavaş projesinin geçmişteki versiyonu idi.
Cumhuriyet mitingleriyle üzerlerindeki, dindar ve muhafazakar cilanın sapır sapır dökülmesi uzun sürmedi. Ama yine yılmadılar.
2007 de de İlhan Kesici ile Lütfullah Kayalar gibi muhafazakar soslu adayları partiye davet etmek yine büyük projenin bir parçası olmaktan öte bir anlam taşımadı.
Ama dedik ya kendi yüzleriyle gerçek niyetleriyle millettin önüne çıkmaktan korkanların adları ve ünvanları değişti sadece.
Sonuç hep hüsran oldu.
Bu gün CHP’ nin muhafazakar kesime en keskin sözlerle saldırıp Erdoğan ve Ak Parti düşmanlığıyla nam kazanmış siyasetçisi Gürsel Tekin’in çabaları da bu hayal kırıklığıyla sonuçlanan “samimiyetsiz ve sahici” olmayan projelerin figüranı olmaktan öteye gidemedi.
Gürsel Tekin’in 2009 yılındaki “Çarşaf açılımını” hatırlamazsınız belki de.
Balık hafızası misali unutuyoruz ve unutturuyorlar ne yazık ki…
Eyüp’te yapılan parti toplantısında törenle Çarşaflı kadınlara parti rozeti takılması parodisi de hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştı.
Hani İstanbul adayı Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’u ne kadar tanıyıp hakim olduğunu göstermek için söylediği “ Ben Nurtepe’yi de biliyorum, Kağıttepe’yi de biliyorum, Sancaktepe’ yi de biliyorum dediği 2009 seçimleri.
Ama kendi kimliğiyle, kendi ilke ve söylemleriyle milletin önüne çıkamayıp hep ithal adaylarla milleti kandırma yoluna tevessül etmeleri partinin genlerine işlemişti artık.
2011 muhafazakar adaylarla vitrin yapma projesinin tepe yaptığı bir yıldır. Seçimlerde Mehmet Haberal, Sinan Aygün, Turhan Tayan, Bülent Kuşoğlu, Aytun Çıray gibi isimlerle milleti kandırıp iktidar olma hayalleri de yine suya düşmüştü ama ne gam!
Kendi içinde bu komik ve tel tel dökülen projeye karşı çıkıp partiyle yollarını ayıranların sayısı her seçimde katlanarak arttı.
Kimliksiz ve kişiliksiz hamleleri ve projeleri, CHP ilkeleriyle birleştirme çalışmaları hep yama gibi kaldı. Kalmaya da mahkum.
İktidarı ele geçirememenin verdiği agresiflikle her gayrı milli projeye Erdoğan’ dan ve Ak Partiden kurtulmak için umut olarak gören bir anlayış ne yazık ki bu gün de devam ediyor.
Üstelik bu projelerin en tehlikesi olan FETÖ nün yürüttüğü 5. Kol faaliyetlerine açıktan destek verip adeta siyasi ayağına soyunma gayreti affedilir gibi değil.
2014 te FETÖ ile girdikleri siyaset sosyolojisiyle taban tabana zıt ortaklığa 2019 seçimleri öncesinde yeni üyelerle hız kazandırma çabaları da nafile.
Kızgınlıkları o kadar kontrol kaybına sebep oluyor ki, araştırma şirketlerinin gönüllerine su serpen tahminlerine, topum ve siyaset bilimcilerinin “çan eğrisi” teorisinden başlayıp ANAP örneğiyle bitirdikleri analizlere inanmak istiyorlar. Her seferinde aynı akıbeti yaşayacaklarını bile bile siyasi ilkesizliğin girdabında boğulmaktan kurtulamıyorlar.
Tam bitti, artık siyaset sahnesinden çekilecekler derken, ne geçmişin acı muhasebesini yapıp, ne ilkesiz duruşlarıyla hesaplaşacak, ne de nerede hata yaptık ve yapıyoruz sözüyle yüzleşecek kadar cesur değiller. Milletten korkuları ve bu korkunun sebep olduğu nefret, hata yapmayı partinin her hücresine işleterek içselleştirilmesine neden oluyor.
Biz ülkenin kurucu partisiyiz lafının karşılığında olması gereken milli duruş ve milli hassasiyet artık ne reelde ne de parti politikalarında yer bulamayacak kadar özünden kopartılıp, arşive kaldırılmış durumda. Bu nedenle CHP’ nin Anadolu gerçeğinden kopuk, elit bir zümrenin, marjinal grupların bastonuyla siyasi körlükle yol almaya çalışan bir parti olduğu gerçeğini herkesin anlaması lazım.
İşte bu gerçekler ışığında 2002 yılından beri elde ettiğimiz kazanımları kaybetme lüksümüz yok. Bizim değil çocuklarımızın geleceğini düşünerek gitmeliyiz sandığa.
İktidar hırsıyla yanıp tutuştuğunu her ortamda dillendiren CHP’ nin, aday belirleme sürecinde Brezilya dizilerine taş çıkartan entrika ve kavgalarla kamuoyunun gündemine gelmesini de dikkate alırsak bahçemizdeki 2 koyunu bile teslim etmeye gönlümüzün el vermediği bir partiye ve zihniyete, güzel ülkemizin hiçbir İli ve İlçesini teslim etmeye hakkımız yok.
Bir de Erdoğan’ın 2014 Yerel seçimleri öncesinde gösterdiği insanüstü çabayı ve mitingden mitinge nasıl koştuğunu getirin gözlerinizin önüne. Millete gerçekleri anlatmak için nasıl çırpındığını hatırlayın.
Hafızamda yer etmiş hiç unutamayacağım ve hatırladıkça gözlerimin dolduğu 27 Mart’ta Van’daki mitingde yaptığı konuşmayı izleyin tekrar. Kısılan sesine rağmen kalabalık topluluğa sesiyle değil yüreğiyle nasıl konuştuğunu hiç ama hiç unutmayın.
31 Mart 2019 günü hem Erdoğan’ın hem de milletin sesini kısmak için pusuda bekleyenlere fırsat vermeyelim.